Pazartesi, Mayıs 26, 2008

LA REİNE MARGOT


Kraliçe Margot'u birkaç sene evvel izledim. Aklımın bir köşesinde dvd'sini alma fikri hep vardı. Fakat filme hiç rastlamadım, özel bir arayış içine girdim mi? Yok onu da yapmadım galiba. Fakaaatt hoş bir tesadüftür ki "Home Video" dergisi bu ay Margot'u veriyormuş, kaçırmadım tabi.
Bir dişi olarak, Vincent Perez'in güzelliği değildi beni cezbeden. Tüm yakışıklı oyuncuların mutlak kaderi "aslında oyunculuğunda iş yok saf görüntü" yorumunu onun için yapamayız elbet, üstelik güzel de iş çıkartmış ama... Ama derdim onunla değil benim. Derdim, Jean-Hugues Anglade.
Ben onun için söyleyecek söz bulamam. O ne büyük bir adamdır! Dizlerimin bağı çözüldü resmen! Her izleyişimde aynı şeyi hissedebilmem, tarifi yok bu duygunun. Dvd yi alırken bile "onun olduğu sahneleri başa sarar sarar izlerim" diye düşünüyordum. (deli değilim) Tüm planım, bir an evvel eve gidip filmi koymak, özellikle de kralın zehirlendiği bölüme geldikten sonra son nefesine kadar devam eden bölümü yüzmilyon kere izlemek izlemek izlemek...
Ancak işler tam da düşündüğüm gibi gitmedi o akşam eve resmen ölüm vardığından filmi izlemek yalan oldu.
Ertesi günü bekledim.
Ertesi gün geldi, akşamı bekledim. Nihayet akşam oldu. Filmi koydum. İzledim ve İŞTE BUDUR!
***
Betty Blue ve Nıkıta'dan hatırlıyorum kendisini. Nadide Fransız aktörlerinden biri.

Carlo Bruni Vincent Perez gibi bir adamla aşk yaşadıktan sonra Sarkozy'le ne işi var bilmiyorum. Ya da bundan bana ne?




Salı, Mayıs 20, 2008

GÜZEL GEÇEN PAZARTESİLER'DE OLABİLİYORMUŞ...

Haftasonuyla birleşen 19 Mayıs tatilinden faydalanamayan biri olarak Cumartesi işyerinde Pazar, anneme haftalar önce verdiğim sözleri tutmaya çalışarak, Pzt. günü nihayet Barış'la bir araya gelebilip sohbet ederek geçti. Bir önceki İstanbul gezisinde bir araya gelemeyip üzüldüğüm kişidir kendisi...


***
Şüphe yok çok iyi vakit geçirdim. İstiklal'de buluşup, Barış'ın "demek füniküler buymuş" dediği uzay mekiğimsi şeye binip rampa aşağı giden kısacık yolu tamamladık. Kabataş- Sultanahmet-Çemberlitaş çay molası, ilk başlarda bize yüz vermeyen kibirli bir kedi, ta ki canı sıkılınca yanımıza sokulup uyuklamaları, onu sevmemize müsaade etmesi (yalnızca o istediği için tabi) biraz kedi sohbeti... Beyazıt-Unkapanı- Eminönü... İstanbul'a gelmeden önce "kilometrelerce pedal çeviriyorum ben, kolay kolay yorulmam" derken ne kadar haklı olduğuna şahit oluyorum çünkü o hiç yorulmuyor. Arada beyhude "yoruldun mu?" diye sorularım. En çabuk ben yoruluyorum ya da güneşten en çok ben rahatsız oluyorum. Oturuyoruz, bir şeyler yiyoruz sonra vapurla Kadıköy, Piraye Cafe, yan masada insanın beyninde çınlayan bir sesle telefonda konuşan kızıl bayanın ruh hali ve iş yaşamındaki rolü üzerine fikir yürütmelerimiz :)
***
Beklediğim gibi buldum, hoş sohbet, içten, neyse o...
Çok objektif hatta ondan bu kadar objektif yorumlar beklemiyordum açıkçası. Her sözünü çok iyi dinledim, öğrenilecek şeyler var.
***
Blog, Barış'la tanışmama vesile olarak, ilk kez iyi bir şey yaptı.
İşte boşa geçmeyen bir tatil günü.

Pazartesi, Mayıs 12, 2008

SERZENİŞ

Pazar sabahı kahvaltıya ablamlar geldi (abla+enişte) O hep çok mağrifetli sıcak poğaçalar, browni ve annemin çok sevdiği marmelatlı kurabiyelerinden de getirmiş yanında. Anneler gününü kutladık. Kutladık derken, işte hediye verme merasimi ve beraber geçirilen saatler... Allahım!Ben asla onun gibi becerikli, evini, işini bir arada müthiş bir uyumla sektesiz götüremem gibi geliyor. Gibi geliyor fazla naif oldu... Kimi kandırıyorum ki BECEREMEM! Eksik olmasın ben kaşlarımı küçük emrah gibi çatmış sızlanıyor, bir yandan da kekten kocaman bir parçayı ağzıma tıkıştırıyorken o benden ümitli olduğunu söylüyordu. İnanmalımıyım? Bana acımış olabilir...
Ama isterdim yani pastalar, börekler yapayım insanlar "Allahım bu ne lezzet, böylesini hiçbir yerde yemedim" desin. Çok zor. Ben en fazla geçenlerde bitemeyen bir kekim vardı onu parçalara bölüp üzerine dr. oetker'in pudingini dökerek israfı engelleyebilirim... Ve sanki bunu bir tek ben yapıyormuşum da müthiş bir buluşmuş gibi her yerde anlatabilirim.
***

Perşembe, Mayıs 08, 2008

MUTLUYUM


Sevgili M'nin kilometrelerce uzakta adı gidi "Irak" olan bir yerde Charlie Chaplin filmlerinden ve hayatının anlatıldığı belgeselden oluşan bir DVD bulduğunu söylediğinde nasıl hissediyorsam şimdi de öyleyim.
Coşkuluyum.

***


Mephisto'yu çok sevdiğimi söylemişmiydim?


2005 senesinde bir bankta otururken kucağıma atlayan tek gözlü kediyi yine aynı yerde gördüm, hiç değişmemiş çok sağlıklı görünüyor :) Bahçede kedileri besliyorum diye annemle papaz oluyoruz ama buna değer :) Çok tatlılar.
Filtre kahvenin yanında kağıt helva pek güzel gidiyomuş. Dün yaptım bu keşfi.
***Sevgiler***



































Cumartesi, Mayıs 03, 2008

ALTIN ORAN

***

Sarkozy, işçileri SARAYDA ağırladı