Çarşamba, Kasım 11, 2009

Sinema & Ütopya



Audrey Tautou’nun başrolünü oynadığı Coco nun henüz Chanelleşmediği (!) dönemleri anlatan filmi izledim, beğendim. Beklentimi karşıladığı için memnun ayrıldım salondan ve ne tesadüftür ki izlediğim diğer Chanel filmi ile aynı sinema salonu, aynı saat ve hatta aynı koltuklara denk düşebildik. İlk izlediğim filmi pek beğenmediğimi söylemiştim ama şu da bir gerçek ki o film aslında bunun devamı bu nedenle de vizyona daha geç girmesi gerekli imiş.İki filmin arasında ki tatlı göndermeler, ayrıntılar hoştu. Chanel'e saygı duydum, büyük aşkı görüyoruz ki sosyeteye şapka ve bayan giyisileri açması için maddi olarak yardım eden aşığıymış. Biraz sıra dışı bir hayat, kendisi pek cesur, güçlü, gözü kara ve sevdim mi tam seven tiplerden. Böyle bütün Chanel filmlerine giden bir tipmişim gibi bir izlenim bırakmak istemem hepsi Fransızca ve  Audrey Tautou’nun hatrınaydı...


***


Kim demiş Ütopya hayal ürünü bir devlet diye? İşte tabelası bile var, Mesut tarafından fotoğraflandı. Thomas More bunun ne tabelası olduğunu duysa mezarında ters döner herhalde. İroni, sen nelere kadirsin...



Salı, Kasım 10, 2009

10 KASIM

Seni Özlüyoruz ATAM!!!

Pazartesi, Kasım 02, 2009

PZT.




Cuma günü,  Pedro Almodovar'ın son filmini izledim. - Los Abrazos Rotos - Film o soğuk, yağışlı ve karanlık havaya çok uygundu. Beni yeterince gerdi, neşelendirdi, gönül telimi titretti ve müzikleri yine hüzünlendirdi. Bütün Almodovar filmlerinde olduğu gibi...


***


Cumartesi günü yorucu ama güzeldi. 29 Ekim tatilini fırsat bilip İstanbul'a gelen kardeşim, ben ve ablam birlikteydik. Pazar Burcu'yu uğurladık. Oldu işte yine Pazartesi ve Pazartesi'ye çok yakışır bir giriş yaptım ve yaptık... Benim yüzümden Mesut işe çok ama çok geç kaldı,  ben olmasaydım da geç kalacaktı ama bugün bütün yılın geç kalma haklarını kullandı diyebilirim.




İşe yetişmeye çalışırken, yağan yağmurun ardından hızla güneş çıkınca akabinde  gökkuşağı belirdi, bu kadar uzun süre variyetini koruyabilen bir gökkuşağına ilk kez rastlıyorum. Kaybolmak bilmedi, sanki rahat rahat fotoğrafını çekebilelim diye bize poz veriyordu, çok cömertti..





Salı, Ekim 27, 2009

Mimoloji

Ruhdağı beni mimledi işte cevaplar;

Bloguna neden bu ismi verdin?

Henüz blog yokken de birşeye isim vereceksem sahaf ı kullanırdım. Misal pc de muhakkak sahaf diye bir dosyam olurdu. Rumuz gibi... (Yıllanmış kitap kokusunu seviyorum.)

 Bloguna yazarken star tribiyle olmazsa olmaz dediğin şeyler var mı?

Önce bir anime izlerim (şaka!)

En son satın aldığın garip şey nedir?

En son satın aldığım garip birşey yok ama yeni aldığım Tefal clipso düdüklüye yaklaşımım garip. Bu yaklaşım törensel, sevinç nidaları eşliğinde olur ki, hayatımı kolaylaştırdığı için  ayrı bir gönül bağım var kendisine...

 Şeker gibi olduğun anlar?

Haftasonu tabii ki...

Arkadaşım, artık sormayın dediğin şeyler?

Hem evlilik, hem iş zor olmuyor mu? Bunu evli ve çalışanlar da soruyor, sanki sadece ben evli ve çalışanmışım gibi herkesin en az bir kere bunu sorması komik geliyor...

Aynaya bakınca gördüğün?

Şu aralar  mor göz altları, biraz halsizim.

Kendini okutan blog dediğin?

Onlar kendilerini bilir...

Bu blog sahibi-sahibesiyle karşılaşabileceğin yerler?

Bu hafta 3 gün tatil var her yerde olabilirim :)

Pazartesi, Ekim 19, 2009

Coco Chanel



Atlas Pasajı'nda Audrey Tautou'nun Coco Chanel'in hayatını canlandırdığı film afişini gördüğümde -işte izlenecek bir film- demiştim. Afişte tarih 16 Ekim olarak yazılmıştı ve ben Cumartesi akşamı filme gitmeye kararlıydım. Sabah, seansları öğrenebilmek için gazeteyi açtığımda ise COCO CHANEL & IGOR STRAVİNSKY: BÜYÜK AŞK isimli bir başka filmin seansları ile karşılaştım. Audrey Tautou' nun filmi 6 Kasım'da gösterime girecek imiş. Benim için tam bir hayal kırıklığı oldu ve sonra karar verdim programı aynen uygulamaya, her iki filmi izlersem belki de daha iyi olur diye düşündüm. Zaten konuları birbirlerinden farklıydı.

***

Filmin müzikleri çok güzeldi, filmde ki en iyi oyuncu bence Igor'un eşi Katıa idi. Büyük Aşk filmin neresindeydi ben göremedim. Birbirlerini görür görmez soyunmaya başlayan, aralarında cinsellik dışında hiç bir şey olmayan iki insandı gördüğüm. Büyülü bir tarafı yoktu, hele duygusallık? Ara ki bulasın.

Beni heyecanlandıran, Audrey Tautou'nun canlandırdığı Coco Chanel'in çömez dönemlerini izleyecek olmak. Biraz daha sabredeceğim bunun için ama değecek diye düşünüyorum, hayal kırıklığına uğramamayı diliyorum.







Çarşamba, Ekim 14, 2009

AY SAVAŞÇISI



***


Ay Savaşçısı'nın benim hayatımda ki yerini tarif etmem imkansız çünkü bunu kelimelerle ifade edebileceğimi zannetmiyorum. Bu tamamen duygu işi... Karanlık Krallık'dan Nefurite ve zavallı Naru'nun ona duyduğu safiyane aşk... Nefurite öldüğünde nasıl da ağlamıştım. Fakat baş kahramanımız Usagi ve Smokinli Şövalye yani Mamoru, onlar bizim göz nurumuz. Türkiye'de bu kadar hayranı olduğu için şanslıyım orjinal filmleri Türkçe alt yazıyla bize sunan değerli insanlar varmış meğer.. İyi ki merak edip araştırmışım. 48 bölüm su gibi aktı geçti, başka kaynaklardan bir 10 bölüm daha buldum ancak onlar Portekizce seslendirilmiş. Benim Portekizce öğrenmem pek mümkün görünmediğine göre ne yapmalıyım diye kara kara düşünürken, bugün öğreniyorum ki gün geçtikçe alt yazılı olarak yeni bölümler yüklenecekmiş. Çeviri yapan ve yayınlayan kutsal kişi ya da kişilere ne kadar teşekkür etsek az.


***



Üst üste o kadar çok bölüm izledim ki anime ile gerçek hayatı birbirine karıştırmaya başlamıştım, maalesef bunda ciddiyim çünkü kendimi birkaç kere "acaba Usagi şimdi ne yapıyordur" diye düşünürken yakaladım saniyelik bir şey bu ama normal de değil. O kadar bölümden sonra normal hayata alışmam için bir süreç gerekti fakat hiç de istemedim normale dönmeyi, inceden bir hüzün kapladı içimi hepimiz birer anime karakteri olalım istedim. Çok üzücüydü. Şimdi iyiyim, adaptasyon sürecini başarıyla atlattım sanırım ya da ben öyle zannediyorum. Bundan sonra karşıma pat diye 48 bölüm çıkamayacağı için de bir daha öyle olmam sanıyorum:) Bugün bölümleri izlediğim siteden mail göndermişler yaklaşık  hafta da bir bölüm yüklüyorlarmış şu şartlar halinde benim için en sağlıklısı bu sanırım :)

Bir gün Japonya'ya gitme şansım olabilir mi acaba...