Salı, Nisan 29, 2008

EBE-SOBE

Kitap deyince aklıma ilk gelen ilkokul da ki sınıf kütüphanemiz (gerçekten güzeldi) ve öğrencilerin her nedense bir türlü alınmadığı yine ilkokul da ki ana kütüphanemizdi. (Benim için hep büyük bir sır perdesi olarak kalacak..)




Daha sonra aklıma gelen ise kitaplara büyük bir aşkla bağlı olan ablamdır. Okumak, onun hayatının önceliklerinden bu kesin.

***
Bana ilk alınan kitaplar sanırım annemin kuzeninden olsa gerek. Şevket abiyi çok severdim, her gelişinde Ayşegül serisinden bir kitap getirir, içine benim için birşeyler yazardı. Kendimi özel hissederdim. Ciddiye alınıyordum karşımda ki insan benimle yaşıtı gibi konuşuyordu, bu bir çocuk için çok anlamlı ve unutulmazdır. Hâlâ bana kitap hediye edilmesi beni çok mutlu eder, özellikle de hediye eden tarafından ilk sayfaya yazılan not beni yine çocukluğumda ki gibi hissettirir.
***
Gidip kendi kendime satın aldığım ilk kitap "Çocuk Kalbi" romanı. Yetişkin bir kız olduğumda aldığım ilk kitap, bir sahafçıda bulduğum eski bir Aziz Nesin eseri. Kendi paramı kazanıp da aldığım ilk kitap sanırım Ahmet Ümit'inkiler olmalı.
***
Kitabı uzatmayı sevmem, kendimi konunun için de, etkisini hissedebilmem adına kitabı mümkün olan en kısa zamanda bitirmek gerektiğini düşünürüm. İçime sindirerek okurum, sayfaları bozmak istemediğimden beğendiğim cümleleri
bu güzel defterime not alırım, bazen bir cümle beni
öyle etkiler ki kitabı bırakır bir süre böylesine bir cümlenin nasıl bir yaşanmışlıkla çıkabildiğini sorgularım.
Düşüncelerimi etkileyen, beni ben yapan bir çok kitap okumuş olabilirim. Kar Kokusu bunlardan biri olabilir meselâ, ama yine de tek bir kitap ismi verip öncesi-sonrası olarak hayatımı ikiye bölebileceğim bir eser olduğunu söylersem, bu hayran kaldığım diğer kitaplara haksızlık olur.
***
Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Yaban'ına çok anlamlar yüklerim. Onun yeri çok başkadır benim için.
*
*
*
Üzücü Not:

Aslında çok üzücü olaylar oldu, moralimiz bozuk
Canım M kuzenini kötü bir kaza sonucu kaybetti, geride bir eş, 7 yaşında küçücük bir kız çocuğu kaldı…
Genç ölümler en acısı değil mi?
(Ben 7 yaşındayken de halam vefat etmişti, arkasında minicik oğlunu bırakıp, kanser illetine yenilmişti. Bir gün önce gülümseyerek gitmişti üstelik hastaneye, el sallamıştık arkasından. Oğlu onu hiç tanıyamadı…)
Bütün aile çok üzüldük olanlara, Allahtan rahmet, geride kalanlara baş sağlığı en en çok da eşine ve o küçük kıza sabır diliyoruz.
Aslında ölüm diye bir şey yok, başka bir yerde hayat devam ediyor buna inancım sonsuz
.

Cumartesi, Nisan 19, 2008

********

Burcu bana çok planlı programlı olduğumu söyledi, bu özelliğime çok özeniyormuş, kendisi bir türlü bunu becerememesinden dolayı sıkıntıya giriyormuş. Ben program yapıp ona uyabiliyormuşum, gevşek davranmıyormuşum "Böyle mi düşünüyorsun?" dedim. Bir de bunu anneme söylese ya.
Tabi o çok başka konularda, belki annemin zaten önemsemeyeceği açılardan ele alıyor konuyu haksız sayılmaz. Yani düzen-tertip değil bahsettiği. Ben onu anladım. Ama benim ertelediğim şeyler yok mu?
Aylardır pikap iğnesi alacağım güya...
Önce doğru iğneyi bulmanın hiç de kolay olmadığını öğreniyorum, sonra uzun uğraşlar sonrası alacağım yeri buluyorum Galatasaray'da bir dükkan. Tek yapmam gereken oraya gitmek, olay bu ama o kadar yolum düştü uğradım mı? Tabi ki hayııır.
Fakat radyosu bana enfes müzikler dinletiyor Varşova, Belgrad, Jerusalem, Telaviv, Rodos Adası... ve daha bir sürü yere gidiyorum. Hiç bilmediğim dillerde haber programları dinliyor, anlıyormuş gibi sesini açıyorum.
Ve bu bana nasıl bir mutluluk veriyor tarif edemem.



Birden bire ısınan havalar...
Ancak genellikle gri
Bugün önceki günlere nazaran daha bir güneşli gibi.
Lütfen böyle devam etsin.
Şu sıralar boğaz florası belasıyla uğraşıyorum, kocaman pembe bir antibiyotiği yutma seansları düzenliyorum...
Kahve yasak aslında, ama gerçekten kahve içtiğimde daha iyi oluyor sanki. Zaten gereken özeni gösterdikçe daha bir şımarıyor, iyileşmek bilmiyor. En sertinden kahveleri hak etti artık.


Dün, saç ve cilt analizim yapıldı saç oranım normalin üzerinde çıktı, saç kalınlığım da idealmiş (oleyy) saç derim yağlıymış, bütün kullandığım ürünleri değiştirdim.
Saçlar önemli.






LA HAVLE...

Abdullah Öcalan Ermeniymiş...
Canlı bombaların hepsi farklı yerlerden toplanan ölümcül hastalarmış. Teröristler diyorlarmış ki; "Al şu 300.000 $'ı (!) ailenin hayatı kurtulsun" Zaten bu ölümcül hastaların hiç biri de müslüman değilmiş, kabul ediveriyorlarmış işte. Zira müslüman müslümanı öldürmezmiş, hap da alsa, uyuşturucu da kullansa bunu yapamazmış, imkansızmış ...
***
Bunları zırvalayan otobüste arkamda oturan, cümlelerinin sonunu "bilader" diye bitiren, toplumumuzun için de yetişip, tabiri caizse kazık kadar olmuş genç bir insan evladı. Yanında ki akranını sonsuz bilgi havuzundan faydalandırıyor, o da halinden pek bir memnun can kulağıyla arkadaşını dinliyor ve o ne derse kafasını emme basma tulumba gibi sallıyor. Koca sesiyle otobüse adeta vaaz veren bu gencin etki alanına girmişiz bütün otobüs ahalisi. Mesela yanında ki ne soruyor ; "Sen hiç gördün mü müslümanın müslümanı öldürdüğünü bilader?" Bütün gözler aynı anda soru yöneltilen pasif, sarı benizli gence yöneliyor, o da vakit kaybetmeden yüzüne abartılı bir şaşalama ifadesi bürüyerek cevap veriyor "Yoook abi"
***
Sohbet tamamen çok konuşan, geveze gencin komutasında ilerliyor, o konudan konuya atlıyor, Kurtlar Vadisi'nin aslında ne kadar yararlı bir dizi olduğunu söylüyor, halkı uyandırdığını zaten bu nedenle de bazı kesimlerce istenmediğini... Bir ara trafik sıkışıyor, bilader bu kez de otomobil sektörüne el atıyor, yan şeritte ki araçları inceliyor, hangi otomobilin parçaları aslen nerede üretiliyor, yaktığı km. ne / ne kadar benzin harcıyor? Biz hepsini ondan öğreniyor, her alanda bilgi aynı bünye içinde nasıl oluyor da toplanabiliyor gıpta ediyoruz.
***
Sokak tiyatrosu izlediğimi farz etmek istedim.
Evet.
Rol icabıydı bütün bunlar, öyle olmalıydı.
Bir kere komikti,
Çok komikti...