Salı, Şubat 26, 2008

LA VIE EN ROSE


Oscar ödülleri sahiplerini buldu. İşin aslı

kimin ne aldığı umrumda değildi, ben tek bir kişi üzerine odaklanmıştım o da Marion Cotillard.

En İyi Aktris Oscar'ını bu muhteşem kadına vereceklerine inanıyordum. Çünkü filmi izlediyseniz bilirsiniz benim izlediğim, Edith Piaf'ın kanlı canlı haliydi. Yürümesiyle, konuşmasıyla,ağlamasıyla,bakışlarıyla, yaşlanmasıyla Edith Piaf'ın ta kendisiydi izlediğim ve buna rağmen tutup Cate Blanchett alsaydı bu ödülü çok da bir şey fark etmezdi, biz zaten filmi izlediğimiz an tutuşturmuştuk Oscar'ı sahibinin eline.

"Cesaretin Var mı Aşka?" (Jeux d'enfants) isimli filminde yörüngesine girdiğim bu hoş kadının (bir insan bu kadar mı güzel ağlardı) '1960'dan bu yana Oscar alan ilk Fransız oyuncu' unvanını sırtlanması da ayrı bir güzellik.

Güzel işlerinin devamını bekliyoruz, biz hayranları olarak her daim takipçisiyiz. Böyle büyüleyici oyunculuklar görmeye ihtiyacımız var.

Pazartesi, Şubat 25, 2008

AİLE ABLASI

Birbuçuk hafta boyunca kusana kadar türkpopu dinlemeye mecbur bırakılmaktan ötürü geçirdiğim beyin kasılmaları/ spazmlar nedeniyle bünyemde oluşan tarifi mümkünatsız tahribatın ardından BİR HAFTALIK TATİLİM NE GÜZELDİ!
Dinlemeye dinlemeye türkpopu denen şeyin ne müstekreh bir acı olduğunu unutmuşum. Oysa türkpopu nasılda hemen zihne yerleşen ve maalesef unutulamayandır.
***
Sabah evden çıkmış durağa doğru ilerlerken sevgili komşumuz Çiçek Abla ile karşılaştım işe gidiyordu.
"Ay ay ne güzel şapka o öyle" diyerek selamladı beni (sabah sabah bu ne neşe?) günaydınlaştık
-Şapkanı annen mi ördü?
- Yok, ben aldım
- Hıı. Çok güzelmiş Banucum. (Gülümsemeler, teşekkür etmeler)
- Anneciğin nasıl? (Her sabah bile görsem bu soru sorulur)
- Annem Ankara'da, Dedem rahatsızlandı ne zaman döner bilmiyorum.
Dedemin rahatsızlığı üzerine konuştuk biraz, geçmiş olsun dileklerini bildirdi, benim otobüs geldi bu arada vedalaşırken bir şeye ihtiyacım olursa ve ne zaman istersem onu arayabileceğimi de ekledi.
Evde annemin olmaması çok tuhaf bir duygu benim için. Gideli henüz 3 gün olmasına rağmen haftalardır Ankara'daymış gibi hissediyorum. Sanırım bunun nedeni dönüş tarihinin belli olmaması...
Dün Burcu'yla alışveriş yaptık, akşam güzel bir masa hazırladık. Yemekten sonra annemin yaptığı gibi "Seni bugün hiç soru çözerken görmedim" ya da "Bugün kaç soru çözdün?" gibi sorularla sıkboğaz ederek var olan boşluğu doldurmaya çalışıyorum ki otorite her şekilde varlığını hissettirsin...
***
Annem sık sık arayıp yokluyor, bir de şu cümle; "ben zaten çocuklarıma çok güvenirim" alttan alta bir sorumluluk yükleme şekli "ben güven veriyorum, sorumluluklarım var" bilinciyle akşama çorba yapmayı düşünüyorum.
***Sevgiler***

Perşembe, Şubat 07, 2008

MİMLENDİM

Biraz biraz nefes almaya başladığım şu günlerde Sevgili Kazuo'nun beni mimlediğini gördüm.
Zihnimi dağıtmak için güzel bir fırsat. Başlıyorum


***
Olmasını İstediğim Mantıklı Şeyler: Haberleri izlerken beynim bir mengeneye sıkıştırılmasın, lokmalar boğazıma dizilmesin istiyorum.


***
Olmasını İstediğim Mantıksız Şeyler: Başrolü Marilyn Manson ile paylaştığım bir korku filminde oynamak. Film Fransız yapımı olmalı, Fransızca konuşmalıyız ve konu XIX. yüzyılda geçmeli.



***
Bir Daha Dünyaya Gelirsem: İzlediğim, yörüklerin hayatları ile ilgili belgeselden sonra şöyle demiştim, "Bir daha dünyaya gelirsem yörük olmak isterdim" :)
***
Erfe, İstanblue ve Barış sizleri mimliyorum ben de. Bir "mim" yazısı bekliyorum sizden.
SEVGİLER

Salı, Şubat 05, 2008

"VAR MISIN? YOK MUSUN?"

Herşeyi gözden geçirdiğim bir dönem
Bütün aldığım kararları sorgulamaya başladım ki; BU KORKUNÇ BİR ŞEYDİR ASLINDA!
Sonucu ürkütücü olmasa...
Hangi kutuyu çekmem gerektiğini bilmiyorum...