Çarşamba, Ocak 23, 2008

KAHVE FALI KÂBUSU



Türk Kahvesi hayatımın elzemlerinden.
Maksat muhabbet olsun diye fal da bakarım. Bu benim açımdan hiç de iyi bir şey değildir.
Çünkü falı gerçekleşen bunu başkasına anlatır, o gider bir başkasına... Böyle durumlarda bütün ailenin toplandığı ortamlara benim hiç girmemem en güzelidir.
Kahveler kaynatılır, herkes birbiriyle yarışa girer "önce fincanı ben kapatmalıyım ki rahat kafayla ilk bana baksın" cümlesini zihinlerinden okurum. Herkese sırayla bakarım, tabi atar tutarım ama nedense "aaa gerçekten de bildiii" yi duyarım, rahatlatıcı şeyler söylerim ziyadesiyle aynı gün içinde iki kere fal bakmamı isteyen densizler çıkabilir.
Çekirdek aile içinde gerçekleştirdiğim bu aktivitenin geniş aileye taşınmasını hiç bir zaman istemedim.. "Hayır ben hiç anlamıyorum", "tallahi bilmiyorum" da desem, elbette onların dediği oluyor, kimse kırılmasın diye herkese bir- iki laf ediyorum. "Aaa hemen de bittiler" mi istersiniz, "Ya ama ona daha çok şey söyledinler" mi istersiniz türlü türlü tepkiler karşısında sabırla, benim de zaten 'çok iyi fal bakarım' gibi bir iddiamın olmadığını belirtirim.
Bu durumdan ne denli sıkıldığımı bilen annem; "Bundan böyle fal falan bakmıyorsun kimseye. Bana da" dedi.
"Neden bakmıyorsun diye sorarlarsa?" (görüyorsunuz ki bende ödleklik tavan yapmış)
"Fal baktıktan sonra kötü rüyalar görüyorum dersin"
Fal baktıktan sonra kötü rüyalar görmüyorum ama zaman zaman gördüğüm kötü rüyaların faturasını pekâlâ kahve falına çıkartabilirim :)
***
Böylece, blog yazarının bir sorunu daha validesi tarafından bertaraf edilmiş oldu. (mutlu son)

Pazartesi, Ocak 21, 2008

NAZIM HİKMET SERGİSİ

Serginin yapılacağını duyduğumda mutluluktan uçmuş, yanımda benimle beraber iştirak edecek birilerini arar olmuştum ve lâkin kardeşimle gittik. Yapı Kredi Kültür Merkezi Sermet Çifter Salonu'nda açılan Nazım Hikmet sergisinden bahsediyorum evet. Bu sergi kendisinin ilgisini çekmesede hemen karşısında ki "Frigler" sergisini görünce gözleri parladı iki kişi aynı anda mutlu olduk.
Seviyorsanız Nazım Hikmet'i o güzel el yazmalarını, notlarını, karalamalarını, özenli dönem kıyafetlerini görmek isterseniz gitmelisiniz.






Ve hep Nazım Hikmet deyince aklıma Kuvay-i Milliye Destanı gelir, ben hiç bir şeyden belki bu kadar etkilenmedim, hatta belki onun hiç bir şiiri beni böyle sarsmadı. AKM'de sahnelenen oyunu da bir harikaydı...
***
Serginin adı da çok hoş "Bu Hasret Bizim/Kişisel Eşyalarıyla ve Özel Belgeleriyle Moskova`daki Nazım Hikmet"









Pazartesi, Ocak 07, 2008

KAR... KAR... KAR...


Hiç özlememişim kar yağarken izlemeyi. Hatta ilk gün yağan karın ayaklar altında hissedilmesi, o yumuşaklık... Yok. Ben hiç özlememişim bundan eminim.
Haber bültenlerinde bile "beyaz felaket" olarak adlandırılan bu doğa olayına ne diye öfkeleniyorum ki?
Ben karda yürürken mutsuz olanlardanım, bunu aşmam gerek. Üzüntüden kendimi kaybediyorum.
Kendimi yolu kapatan iki sokak köpeğine dönüp "geçebilir miyim?" diye sorarken buluyorum. Köpeklerden biri bana yaklaşıyor, sonra diğeri... Hah! diyorum siz de geldiniz tam oldu! Sinirle uzun uzun gülüyorum, iki köpek de boyunlarını sağa kırmış saf saf bana bakıyorlar.
Farkediyorum ki sabahın o saatinde tek gülen deli ben değilim. Az ilerde bir taksici bana eşlik ediyor ve diyor ki;
"Siz onlara baktığınız için yanınıza geldiler. Hiç ilgilenmeyin geçin. Bir şey yapmazlar."
Geçip gidiyorum ben de. Köpeklerin ilgisi çoktan taksiciye kaymış zaten...
Karla ilgili sevinçli, gülücüklü ünlemlerle biten sözcüklere tahammül edemez olmak!
M'nin "İstanbul'da kar yağıyormuş :)" cümlesinde ki mutluluk tınıları (bu kara özlem duyan bir adamın vermiş olduğu tepkiydi sadece) ve benim msn üzerinden gönderdiğim bed dalgalara karşılık beni "Kanada da Yaşayan Bir Türk'ün Günlüğü" hikayesiyle özdeşleştirmesi!
***
Haleti ruhiyem daha iyi özetlenemezdi. Bir kaç sene öncesine kadar kar yağsın diye dualar ederdim, yağdığında dünyalar benim olurdu...


Perşembe, Ocak 03, 2008

MÜSTEKREH GECE!

Yılbaşı gecesi yaşanan trajediyi sanırım herkes izlemiştir. Her yıl aynı mevzu,
Taksim faciası!

Biz ülke olarak defoluyuz biraz. Defo her yerimize bulaşmış.
Türk milletinde yanlış olmaz, o ne yapıyorsa bir bildiği vardır, ne yapsa doğrudur zihniyetine,
o saatte, oralara giderlerse elbet başlarına bu işler gelir, hakediyorlar diye düşünebilen, düşünmekle kalmayıp bunu belirtmeyi matah bir şey zannedenlere kan kusuyorum.

Bu iğrençlik, kepazelik kezlerce yaşandı. Belli bir saatten sonra yeteri kadar güvenli olmayan güzide semtimiz Taksim, bir yığın turistin uğrak yeri olmasına, yeni yıl nedeniyle kalabalık olacağı ayan beyan belli olmasına rağmen “güvenlik” adına görebildiğim tek şey açık olan eczane idi. Sevgili eczane sahibi,Türkpolisinin yapması gereken şeyi yaptı ve turistlerin güvenliğini sağladı. Daha sonra atak, gözü pek Türkpolisi geldi ve kafası iyi tacizci kalabalığı tamam olay bitmiştir!? !? diyerek uzaklaştıramadı.
Evet, bunu dahi yapamadı. Nasıl ama?

Sayın Cerrah, Şansal Büyüka’yı azarlayadururken, polisimiz de bir taraftan tacizcilere karşı almış olduğu normal ötesi güvenlik önlemleri ile dudak uçuklatıyor.
Emniyet tam tekmil çabalıyor…