Cuma, Temmuz 27, 2007

adamı deli ederler




Aylar önce, 'Türksolu' gazetesinin internet sitesinden 2 kitap sipariş etmiştim. Benimle irtibata geçebilmeleri için de gsm numaramı mail atmıştım. Bunlardan biri Deniz Gezmiş'in hayatı ile ilgili, diğeride 'Dünya Sistemi ve Emperyalizm' adında bir kitaptı. Aradan epey zaman geçti ne arayan var, ne mail gönderen ama bu arada sayfalarını sürekli güncelliyorlardı. Artık umudum kalmamışken bir gün, şimdi ismini vermeyeyim,bir beyden telefon aldım. Kendisi, bu gazetede yazarmış aynı zamanda. Gönderdiğim maili okumuş dedi ki;
"Fakat, biz artık kitapları posta ile göndermiyoruz, sorun oluyor" Bende üzülererek
"Hadi ya. Peki o zaman" dedim ve teşekkür ettim. Beyefendi şöyle bir öneri getirdi;
"Bizim yerimiz Taksim de, adresimiz falanca cad. bilmem ne sok. siz buraya gelin, hem bugün konferansımız var aslında sadece üyeleri alıyoruz ama, buyrun siz de katılın hem tanışırız, üstelik kitaplarınızı da buradan alırsınız." Saatleri uygun olmadığından kendisine gelemiyeceğimi söyledim, başka bir zaman uğrayıp hiç olmazsa kitapları alabileceğimi belirttim. Ama kendisi bir konferansa muhakkak katılmam konusunda ısrar ediyordu, bu olmazsa bir başkasına... "Ben size haber veririm" diyerek telefonu kapattı.

***
Birkaç gün sonra bir telefon daha, yeni konferanslarının tarihini vermek üzere aramış. Yine hafta içi ve yine mesai saatinin içinde "Ama kitap yazarlarımız da gelecek" diyor beyefendi, bende muhakkak bir gün dinleyici olarak katılmak istediğimi ama çalışan bir insan olarak, ancak hafta sonları müsait olduğumu tekrar ettim . Bu böyle defalarca sürdü, arada bir başkası arıyordu, farklı farklı numaralardan. Artık ifrit olmaya başlamıştım, öyle ki, kitapları bile almaktan vazgeçtim. Her seferinde makul bir açıklama yapmaktan, karşı tarafın bu anlamsız ısrarı üzerine sabır göstermekten usanmıştım. Telefonu kapattıktan sonra,"Yahu, gıcıklık değil mi? Gelmek istesem de, sana inat gelmiyorum kardeşim!" diyerek öfkeleniyordum. Burada iyi bir iş yapmaya çalıştığını zannediyor arkadaş sanırsam...


Mesela az önce tekrar telefonum çaldı. Arayan malum kişi, ben olsam "eeee ne halin varsa gör gelmezsen gelme!" der, hiç üstüne düşmezdim. Bu nedir böyle anlamadım... Cevap vermedim tabi ki. İnat değil mi? Fakat başka bir numaradan aranırsam o başka, o zaman hazırlıksız yakalanıyoruz bir de, o kötü oluyor işte.
Ben bir müddet kapatsam mı şu telefonu? Öyle yapayım en iyisi...










Pazartesi, Temmuz 23, 2007

cumartesi & pazar

Cumartesi Robert Van Gulik'in 'Çin Gölü Cinayetleri' romanını almak üzere yine Taksim'e gittim. Durumunu ayarlayabilirse Muzo'da gelmeye çalışacaktı. Ben de bu arada Pzt. yani bugün doğumgünü olduğundan ona bir hediye aldım. Zira kendisi hafta sonu tatile gideceğinden görüşemeyecektik. Bir süre sonra telefonum çaldı, arayan muzo'ydu gelebileceğini söyledi. Bende artık gezinmekten bitap düşmüştüm. İkinci kez yer vardır ümidiyle Ara Cafe'nin önüne geldim, bu sefer boş bir masa bulunca hemen yerleştim. Bir çilekli limonata söyledikten hemen sonra yan masadaki iki kızın aşk hayatlarına dair yaptıkları derinnn ve entelektüel (!) muhabbete dinleyici olarak katıldım. (evet biliyorum çok ayıp!) Anladığım şu ki kızın erkek arkadaşı yurt dışında ve araları biraz serin, ortada yanlış anlaşılmalar var. Burdan sesleniyorum bitir hemen şu işi :D
***
Muzo geldi, biraz oturduk, klasik mevsim muhabbeti yapıp, sıcaktan yakındık, daha sonra kendisi, bir dergi ekinde gördüğümüz ve bizzat test edip onayladığımız falcıya gitmemizi teklif etti :) Aslında o kadar da fal düşkünü insanlar değiliz :) Fakat yakın zamanda bahsi geçmişti 'bir daha uğrayalım' demiştik, şimdi de aklımıza gelince 'gidiverelim bari' tavrında yerimizden kalktık. Kızın çalıştığı yere Cafe Dez - Anj'a yani Melekler Kahvesi'ne girdik, oturduk, kızı sorduk ki o da ne? Kendileri tatildeymiş ve daha uzunca bir süre de dönmeyecekmiş. Birinin listesine eklediler bizi. Birşeyler atıştırdık. Orası bana hiç steril gelmediğinden yalnızca kahve içerim. Fakat kaideleri çiğnedik bu defalık, zaten pek aç değildik, amacımız karnımızı doyurmak değil, atıştırmaktı. Ardından kahvelerimizi içtik, bir müddet sonra da falcının kendisi belirdi önce bana baktı elbet ( bayanlar önden) söyledikleri, daha doğrusu hatırladıklarım şunlar;

1) Bir iş haberi bekliyorsun, hiç beklemediğim bir anda bu iş olacak (umuyoruzzzz)
2) Bir yerden para bekliyorsun ama o para gelmeyecek (olamaaaazzzzz!)
3) Şu an her şey senin için üst üste gelmiş durumda ve daha bir müddet bu şekilde gidecek fakat fazla değil, 1 ay sonra düzelmeye başlayacak ve Eylül, hem aşk, hem de iş anlamında senin ayın olacak.
Evet işler benim için pek parlak değil şu aralar, ama Eylül de eminim pek depresif geçer, bu yoruma ne kadar inanmalıyım tam kestiremiyorum. Diğer anlattıkları ile ilgili aklımda en ufak birşey kalmamış. Herneyse, çok da önemli değil zaten. Yakında bir başkası bakar ve tüm bu söylediklerini ekarte edecek saçmalıkta birşeyler geveler. Hatta, şimdi gidip aynı bayana bir fal daha baktırsak, hayatta birbiriyle tutarlı şeyler söylemez... Muzo beni eve bıraktı, vedalaştık. Umarım tatili iyi geçer :)
***
Ve Pazar günü, bizim ülke üzerinde söz sahibi olabildiğimiz tek 'faaliyet' olması bakımından son derece anlamlı bir gündü. Gidip, umutla oylarımızı kullanacak ve saat 17:00'den sonra ekranlara kilitlenecektik. Sonuca ne kadar şaşırsam azdır. CHP, iyi bir fırsatı kötü strateji ve yanlış politikayla kaçırdı maalesef, oylarımız sayımda bir avuç gibi az göründü. Sayın Baykal'ı istifaya çağırıyoruz! Atatürk'ün partisi bu hallere düşmemeliydi! Sayın Erdoğan, "Oyları bize kullanmayanların da anlatmak istedikleri mesajı anlıyorum, hepsini dikkate alacağım" dediler. Göreceğiz... Mütevaziden uzak, ukala tavrına devam edecek mi, yoksa bir ders çıkartabildi mi? Özelleştiremediği yerler içine dert mi oldu? Yoksa, 'yola devam' aslında 'satışa devam' mı demekti? Dolar milyoneri oldu, şimdi dolar milyarderi olabilecek mi? ve acaba "Ben Türk'üm" diyebilecek mi? hepsini merakla takip edeceğim, bütün sorularıma cevap arayacağım az da olsa iyi niyetli olduğuna inanmak istiyorum... Vatanımıza, milletimize hayırlı olsun, inşallah güzel günler beklesin bizi...























Perşembe, Temmuz 19, 2007

vişi feci bi şi




Sen olmasan ben bütün yaz ne yapardım?
Hassas ötesi cildime, düşman güneşe karşı, tek güçlü silahım 'Vichy' yüzünden, elin Fransızlar'ına, "Allah razı olsun" demek durumundayım...
Off Of...

Çarşamba, Temmuz 18, 2007

13

Dün annemle beraber dvd keyfi yaptık. Kendisi benim zevkime güvendi ve bana eşlik etti :)2005 Venedik Film Festivali'nde 'En İyi Film Ödülü' ne layık görülmüş. Ben çok beğendim ve etkilendim.

Para için insanların nasıl da çaresizce yaşamları üzerine kumar oynayabileceklerini görüyoruz.
Veee kesinlikle bize ait olmayan şeylere dokunmamamız gerektiğini iyice kanıksıyoruz :) Fazla merakın sonu kötü oluyormuş...










Cuma, Temmuz 13, 2007

dip not

dün, TRT2 de Semih Balcıoğlu anısına hazırlanan 'Çizgilerle Hayat' isimli belgeselin 4. bölümünü izledim.çok güzeldi, keşke benim de birazcık çizim yeteneğim olsaydı :( yiğit özgür'ü çok seviyorum...
aslında bütün 'penguen' çizerlerini ve yazarlarını seviyorum :)

Perşembe, Temmuz 05, 2007

artık yok...


5 gün boyunca bir mucizeye tanıklık etmek için dua ettik...
Olmadı...
Artık gözyaşlarımı niye tutayım? Bunun için bir neden kalmadı.
Ağlayacağım doya doya...
Çok zor akan gözyaşlarım senin için BARIŞ.
Mekanın cennetin en güzel bahçesi olsun...