
My Heritage.com'un yüz tanımlamasına göre Stephanie Symour en fazla benzediğim ünlüymüş. Bir başka fotoğrafta Sharon Stone dedi mesela. Oha, demek istiyorum.Alakam yok!
***

Mayıs'tan itibaren Allah'ın her günü 50 faktör güneş kremi sürmek zorunda kalan biri daha var mı merak ediyorum. Yoksa yalnızca ben miyim? Dışarda geçirdiğim zaman dilimi hiç önemli değil, istersem fırından ekmek almaya gideyim. Yüzde bir gerilme ve tabi ki kaşıntı, kuruluk... İşi şansa bırakamam, kremim hep çantamda olmak zorunda.
***
Seneler önce yüzümde tatlı bir kaşıntıyle beraber bazı kızarıklıklar oluştu. Sonra hızla kızarıklıklar artmaya ve yayılmaya başladılar. Doktora gittim, gece ve gündüz sürmem için 2 tane krem verdi. Kremler hiç bir işe yaramadılar. Aynı hastanede bir başka doktora göründüm ondan da iş çıkmadı.
***
O yaz, babaannem yüzüme dikkatle bakıp "Senin işin ocaklık" dedi. Ben hiç bir şey anlamamıştım ama yüzümdekilerden kurtulmayı her şeyden çok istiyordum. Bir kadın varmış, o kadının evinde bulunan ocağın külü (modern zamanlarda "şömine") şifalıymış. Oraya götüreyim ben seni dedi. Çok mutlu oldum, tuhaftır ama iyileşeceğime o anda inandım. Maaile bu kadının evine gittik. Ev, eski ahşap, köy evi. Babaannem durumumu anlattı kadın bizi içeri aldı. Bu arada ben çok heyecanlıyım ama böyle gizemli işlere de bayıldığım için merak ediyorum neler olacak. Biz ablamla bir odaya girdik tabi kadın yanımızda. Sonra kadın döndü ve dedi ki "Bizim büyücülükle işimiz yok, televizyonlarda gösteriyorlar ya? (televizyonda gizli kameralarla çekilen büyü bozan hilebazları ima ediyor) Şifasını Allah verecek. 3 tane ocak var inşallah senin hastalığının şifası bu ocaktadır." O an ablama baktım, gözlerini açmış, biraz da endişeli. Bizde çıt yok. Daha sonra, bir dualar okuyarak boynuma, kol bileklerime, ayak bileklerime ve belime kırmızı ipler bağladı. Dua okumaya devam ederek külü sulandırıp parmağıyla rastgele yüzüme, alnıma çaldı. Kahve fincanının içine biraz kül koyup üzerine su ekledi ve üstünde kalan küllü suyu içmemi söyledi, biraz tereddüt ettim ama buraya kadar gelmiştim, olacakları görmem gerekiyordu, suyu içtim. Kendimi bir şaman ayinin ortasında kalmışım gibi hissediyordum.
***
İşi bittikten sonra, ertesi güne kadar yıkanmamamı, sabah kalktıktan sonra bağladığı kırmızı ipleri çözüp, kuşburnu veya gül ağacına bağlayıp, arkamı dönüp gitmemi söyledi ve ekledi "Arkana bakmadan yürü kızım". Hiç bir ücret almadı. Bu işi para kazanmak için yapmıyordu. Ben, o gece hiç uyuyamadım yalan yok bir korku bastırdı. Ertesi gün ipleri dediği gibi gül ağacına bağladım ve dönüp gittim çok istedim bakmayı ama oyun bozanlık yapmak istemedim.
***
Sonuç olarak, kısa sürede yüzüm iyileşti hiç bir kızarıklık ya da iz kalmadı pırıl pırıl eski haline döndü ve ben hayretle bu iyileşmeyi izledim. O kadına ne kadar minnettar kaldım anlatamam, kendime güvenim geri geldi resmen. Tuhaf bir hikaye biliyorum ama ben bunu yaşadım, nasıl şifalı çamurlar, sular varsa şifalı kül de olabiliyormuş demek. Ancak işin kırmızı ipler, dualar kısmı tabi bir muamma.
***
Cildim hassas, güneşe aşırı duyarlı ama en azından çözümü belli, korunuyorsun önceden bir problem çıkmıyor. Halime şükretmeliyim. Bir daha yüzümde ilaçla, kremle geçemeyecek bir hastalık olursa o kadını bulmam çok zor. Gerçekten farklı bir deneyimdi, yine de bir daha yaşamamayı tercih ederim :)


0 yorum:
Yorum Gönder